İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Festival
  3. Sonisphere İstanbul 2011

Sonisphere İstanbul 2011

Sonisphere İstanbul 2011

Beklenen konser serisi geldi ve de rüzgar gibi geçti. Üzerinden saatler geçti ancak hala “Ben Slipknot izledim; hatta grubun sahneye hazırlanış sürecine birebir şahit oldum” diyorum. Ruh halim bu; ancak Sonisphere’de Slipknot harici neler oldu diyorsanız buyrun Sonisphere günlüğüne…

GİRİŞ, IN FLAMES & MASTODON
Çekimler ve ekibin erkenden mekanda bulunması nedeniyle kapı açılmasından önce Küçükçiftlik Park’taki yerimi aldım. Kapı önündeki inanılmaz kalabalığı aşıp içeri adım atar atmaz gördüğüm ilk şey Mastodon sahnesinin son hazırlıklarının yapıldığı oldu. Purple Concerts ekibinin hummalı çalışmalarının sonlarına geliniyordu Mastodon için. Ufak bir alan turunun ardından In Flames röportajı ve çekimi için ekibin konuşlandığı alana geçtim.

Biz In Flames için hazırlıklarımızı yaparken Mastodon da programda belirtilen saati hiç sektirmeden sahnedeki yerini aldı. Daniel Svensson ile kısa söyleşimizi yapıp çekimimizi gerçekleştirdikten sonra koşar adım Mastodon sahnesinde neler yaşanıyor diyerek alandaki yerimi aldım ve resmi olarak Sonisphere İstanbul 2011’in açılışını yaptım. Röportajın detayları derseniz, 46 Magazine’in yeni sayısını beklemeniz gerekir, derim.:)

Mastodon ve şarkılarına hakim olduğum söylenemez; o yüzden playlist’te ne vardı bilemiyorum. Ama bu line-up’ın açılışı için son derece doğru bir seçim olduklarını kanıtladılar. Hem çok enerjiktiler, hem de seçtikleri şarkılar birbiri ardına bu enerjiyi daha da yükseltti ve Sonisphere’in diğer grupları için güzel bir hazırlık oldu.

Mastodon’u tezahüratlarla sahneden uğurladıktan hemen sonra ise çekim için yanımıza aldık. Biraz önce sahnede fırtına gibi esen ekibi hemen Fethi’nin objektifinin karşısına geçirdik. Sahnedeki fırlamalıkları çekim ve söyleşimiz esnasında da devam etti. In Flames davulcusu Daniel’ın soğukluğunun ardından Mastodon üyelerinin sempatikliği yüzümüzü güldürdü.

Mastodon üyelerini de kulislerine uğurladıktan hemen sonra ‘Cloud Connected’ın ilk notalarının alanda yankılanmasıyla hemen alana geçiş yaptık. In Flames bu gaz açılışın ardından temposunu hiç düşürmeden güneşin en tepede olmasına rağmen mükemmele yakın bir performans sergiledi.

In Flames sahnedeyken sahne arkasında da Alice Cooper ve Slipknot üyeleri de performansları için hazırlıklara başlamışlardı bile. Sonisphere’de izlemeyi istediğim tek isim olan Slipknot üyelerini kanlı canlı, günlük kıyafetleri içinde görmek başlı başına ayrı bir olay oldu benim için. Zaten sahnede giydikleri tulumları daha askılarında görünce heyecanlanmaya ve gerçekten günün ilerleyen saatlerinde Slipknot izleyeceğime kendimi hala inandırmaya çalışır haldeyken bir de üyeleri görmek inanılmazdı.

ALICE COOPER

Gerçek bir efsane… Sahneye çıkmak için yanınızdan geçerken bile inanamıyorsunuz, heyecandan olduğunuz yerde titremeye başlıyorsunuz. Korumaları ve tur menajeri ile sahneye doğru ilerlerken saniye saniye izlediğim Alice Cooper, ‘Black Widow’ ile sahneye bir çıktı, pir çıktı. Rock performansı nasıl olurmuş, sahne şovu neymiş gösterdi. Sonisphere İstanbul 2011 sahnesinde bir efsaneye canlı canlı şahit olduk. Yarım asırdır Alice Cooper’ın neden rock’n roll sahne şovlarının efsanesi olduğunu kendimize kanıtladık. Bir de ‘Another Brick In The Wall’ nasıl yorumlanır, hep beraber tanık olduk.

Kıyafetleri özellikle de şapkaları ve kırbaçlarıyla sadece kendi konserlerinde görebileceğimiz bir şova imza atan Alice Cooper’ın enerjisi sahneden indikten sonra da devam etti. Mehmet Turgut’un objektifinin karşısında o bitmeyen enerjisini bir kez daha yansıttı. Günün en güzel anı ise kuşkusuz ki sahnede kullandığı kırbacını ekibe hediye etmesidir.

SLIPKNOT

Alice Cooper’ı beklerken bir yandan da Slipknot üyelerinin sahne öncesi son hazırlıklarına göz atma şansını yakaladım. Biz çekim için stüdyoya geçtiğimizde Slipknot da sahnedeki yerini çoktan almış, hatta ‘Wait and Bleed’i söylemişti bile. Ama bu esnada bizim de Alice Cooper ile mini bir randevumuz vardı ve yukarıda da bahsettiğim gibi sürprizli bir şekilde son buldu randevumuz. Alice Cooper kulisine giderken ben de hemen alana çıktım; çünkü Slipknot’ın tek bir saniyesini daha kaçırmak istemiyordum.

Sahnede ilk dikkatimi çeken şey grup üyelerinin ölen arkadaşları Paul’ü unutmamaları ve onun tulumunu askıyla sahneye çıkarmış olmalarıydı. O heyecanın, o enerjinin ve izlediğine inanamadığın şovun esnasında bu kare o kadar içten ve hüzünlüydü ki kısa bir anlık bile olsa sahneden koptum. Ama başta Corey Taylor olmak üzere sahne üzerindeki sekiz adamın sahnedeki halleri başka hiçbir şeye benzemiyordu. Alev topları, Joey Jordison’ın akıllara zarar dönen baterisi mi dersiniz yoksa Shawn’ın dönen sahnesi mi, stagediving mi…. Akla hayale gelmeyecek ne varsa Slipknot sahnesinde vardı. Tüm bu görselliğin yanında playlist de ‘Psychosocial’, ‘Spit It Out’ ve ‘Before I Forget’ gibi hitler peşi sıra gelince insan ister istemez kendini kaptırıyor haliyle. Bir ara sahnedeki şovu izlerken “Acaba Paul de burada olsaydı nasıl olurdu” diye düşünmeden edemedim.

Şimdi yazacaklarıma Iron Maiden fanları kızabilir; ancak benim Sonisphere İstanbul 2011 ile ilgili tüm planım Slipknot’ı izlemek olduğundan ve geçen sene Iron Maiden’ı izlediğimden, izlediğim performanstan pek de memnun olmadığımdan ötürü ve de en önemlisi bir Iron Maiden dinleyicisi olmadığımdan kendi adıma yapılacak en doğru işin günü kıvamında sonlandırmak olduğuna karar verip alandan ayrıldım.

KISA KISA

* Ben yaşamadım; ama Twitter’dan takip ettiğim kadarıyla ciddi bir su ve yemek sıkıntısı çekilmiş. Yemek konusunda söyleyebileceğim tek şey çeşidin olmamasıydı; herkes köfte, sucuk ya da salam yemek istemez. Tamam konser bu, belli bir düzeyde olacak yiyecekler; ama yine de vejetaryanların düşünülmesi gerekiyordu.
* Yemek konusundaki tek sıkıntım, yemek standında tek kişinin sandviçleri hazırlıyor oluşuydu. O sıcakta yemek sırası gerçekten çekilir dert değil.
* Iron Maiden sahne almadan çıktığım için çıkışta bir sorun yaşamadım; ama çıkışta da büyük bir hengame olmuş okuduğum kadarıyla. Sadece çıkış yolunu bulmada biraz zorlandım.
* O kadar çok geç başlayan konsere alışmışız ki karşımızda saatine, dakikasına uyan grup görünce şaşırıyoruz artık. Alice Cooper’daki ufak gecikme haricinde tüm gruplar saatinde sahnedeydi.
* Sadece Slipknot’ın şovunun geceye daha çok yakıştığını düşünüyorum. Keşke güneş battıktan sonra izleyebilseydik.
* Uzun zamandır göremediğim Kutlu, Serkan, Kenan ve Alpay’ı (Yüksek Sadakat) da görmüş oldum. Çok sevindim.

Teşekkür Kısmı

* Başta Eren Erdem ve Mehmet Turgut olmak üzere tüm Mehmet Turgut Visual Arts ve 46 ekibine…
* Röportajlarımız için Berna Özyurt, Arzu Güldiken, Cemal Arman ve Feride Fışkın’a
* Yoğunluklarının arasında yine de bize zaman ayıran Nihan Hatipoğlu ve Nadir Duman’a
* Yardımları için tüm PuCo ekibine

Yorum Yap