İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Kritik
  3. Studıo 54

Studıo 54

Studıo 54

Uzun bayram tatillerinin en güzel yanı biriktirdiğim filmleri sıradan izlemek oluyor. 9 günlük bayram tatilinde de DVD’ler player’daki yerini birbiri ardına almakta. Şu ana kadar izlediğim filmlerden en sevdiklerimden biri “Studio 54” oldu. 70’lerin popüler diskosu Studio 54’te yaşananların anlatıldığı film ve benzeri türdeki yapımları izlemeyi çok seviyorum; zira var oldukları döneme ait satır arası ilginç detaylara ulaşabiliyorsunuz.

Studio 54

Filme geçmeden önce “Studio 54” ile ilgili ufak bir bilgi de vermek gerek. “Studio 54”, ilk olarak New York City Broadway Tiyatrosu olarak açılmış ardından da CBS radyo ve televizyon stüdyosu olarak varlığını sürdürmüş bir mekan aslında. CBS zamanında “Studio 52” olarak adlandırılan mekan, What’s My Line?, The $64,000 Question, Password, To Tell the Truth, Beat the Clock, The Jack Benny Show, I’ve Got a Secret, Ted Mack’s Original Amateur Hour, Captain Kangaroo, Johnny Carson Show ve Love of Life dizisine ev sahipliği yaptı.

CBS’in binayı satışa çıkarmasının ardından bir süre galeri sahibi Frank Lloyd’un mali desteğiyle diskoya dönüştürülmeye çalışılan binanın asıl çıkışı halkla ilişkilerci Carmen D’Alessio’nun Queens’teki Enchanted Garden işletmecileri Steve Rubell ve Ian Schrager’ı ikna etmesiyle oldu. İkili, Tim Savage ve Jack Dushey’yi de yanlarına alarak 1977’den 1986’ya kadar dönemin en ünlü ve trendy diskosu Studio 54’ü açtı.

Mekanın açılış gecesi bir hayli şaşaalı oldu. Mick & Bianca Jagger, Liza Minnelli, Jerry Hall, Salvador Dali, Brooke Shields, Janice Dickinson, Cher, Michael Jackson, Debbie Harry, Donald & Ivana Trump gibi isimler açılışın şanslı ünlüleri oldu. Zira Warren Beatty, Woody Allen, Diane Keaton ve Frank Sinatra’nın kapıdaki görevlileri aşıp içeri giremediği söyleniyor.

“Studio 54” kapılarını kapattığı 1986 yılına kadar Amerika’nın en ünlü mekanlarından biri olarak varlığını sürdürdü ki hala o döneme tanıklık eden, kapıdaki görevlileri aşıp da içeri girenlerin hafızalarındaki yerini hala koruyor.

Film Üzerine

Mark Christopher’ın senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı 1998 tarihli “Studio 54″un oyuncu kadrosunda Ryan Phillippe, Salma Hayek ve Neve Campbell gibi yıldızlar yer alıyor. Ancak bu kadro bile filmle ilgili olumsuz eleştirilerin önünü alamadı. Eleştirmenlerin çoğu “Studio 54″un kült karakterlerinin senaryo dahilinde yer almaması ya da figüranmışçasına gözükmesi, senaryodaki boşluklar ve senaryo dahilinde oluşturulan kurgu karakterlerden dem vuran kritikler yazdı.

Senarist ve yönetmen Mark Christopher, “Studio 54″un hikayesini New Jerseyli barmen Shane O’Shea üzerinden anlatmayı tercih ederken sanırım bu kadar eleştirileceğini tahmin etmiyordu.

Ben Neler Düşündüm?

Yaşadığım döneme ayak uydurmakta bir hayli zorlandığımdan mıdır yoksa diğerleri için “hip” olan şeylerin benim için “standart bir durum” olmasından mıdır bilinmez geçmişte kendine ait bir kültürü olan unsurlar hep ilgimi çeker. “Studio 54” de bu açıdan ilgi alanıma giren konulardan biri oldu. Kapının önünde uzun kuyruklar oluşturup içeri girebilmek için kendilerini kapıdaki görevliye göstermeye çalışan insanların oluşturduğu atmosfer, içeri girenlerin bile kendi içlerinde ayrışması ve buna paralel olarak kapılar arkasında yaşanan “gerçek” hayatları deneyimleme şansını veriyor “Studio 54”. Bu açıdan baktığımda filmi sevdiğimi söyleyebilirim. Ancak eleştirmenlerin değindiği gibi senaryonun Shane’in hikayesine değil de daha çok Studio 54’a odaklanmasını ben de isterdim. Bir dönem filminden ziyade New Jerseyli ufaklığın nasıl Studio 54’un en ünlü barmeni haline döndüğünü anlatması yer yer filme olan ilgimi kaybetmeme sebebiyet vermedi değil. Filmin en takdir ettiğim yanı ise seçilen müzikleri oldu. Film bittikten sonra arşivdeki eski disko parçalarını taramaya başladım bile. Oyunculuklara gelirsek; Ryan Phillippe’nin oyunculuğuna ne kadar izlesem de ısınamadığımı bir kez daha fark ettim. Diğer filmlerinde adeta ışıldayan Salma Hayek ise burada bana göre sıradan bir oyunculuk sergiliyor. Ancak Neve Campbell, göründüğü her saniye yine ekrana kitlemeyi başarıyor.

Sadede gelirsem, uzun tatil zamanlarında sıkılmadan izlenecek bir film; ama daha fazlasını beklemeyin.

Yorum Yap